On yıldır uğradığım küçük bir lokanta vardır. Adını vermeyeceğim; zira sahibinin başı, benim yazdıklarımdan bağımsız olarak yeterince dertte.
On yıl önce burada bir tabak mantarlı yılanbalığı böreği sipariş ettiğinizde, önce börek gelirdi, sonra tabağın kenarlarından taşan sosu. Yanında ekmek, ardından ikinci bir dilim ekmek… Garsonlar müşterinin adını bilir, mutfaktan yükselen tartışmalar yalnızca tuzun miktarıyla ilgili olurdu.
Geçtiğimiz akşam aynı böreği söyledim.
Börek küçülmüş. Sos seyrelmiş. İkinci dilim ekmek ise anlaşılan uzun zamandır kayıp.
Sahibine ne olduğunu sordum. Gecepazarı’ndan gelen un pahalanmış, yılanbalığı azalmış. Bir de teslimatların gecikmesinden yakındı. Eskiden sabah gelen mallar artık akşamı buluyormuş.
“Çımacılar yükü indirmeden pazarlığa oturuyor, efendi,” dedi. “Fazla itiraz edenin malı iskelede kalır. Kendisi de bazen.”
Bazı tüccarlar Rıhtım’a uğramak için peşin ödeme istiyormuş.
Daha ilginci, lokantanın arka tarafındaki büyük masanın boş olmasıydı. Eskiden orada her akşam kalabalık bir topluluk otururdu: kızıl kuşaklar, isli işçi ceketleri ve bu mahalleyi kimin yönettiğini hiç sormak zorunda kalmamış adamlar. Roric hayattayken aynı sofraya oturabilen bu ağır abilerin, şimdi aynı sokaktan geçmek istemediklerini söylediler.
Lokantacıya göre son aylarda işler öylesine kötüleşmiş ki kimi akşamlar masaların yarısı boş kalıyormuş. İyi müşteriler evlerinde yemek yemeye başlamış, kötü müşterilerse hesap ödemeden gitmeyi alışkanlık edinmiş.
Yine de bir istisna gördüm. Kapının yanındaki masada, ellerinden halat izleri silinmemiş yaşlı bir liman işçisi oturuyordu. Önündeki börek benimkinden büyüktü; sosu da tabağın kenarından taşıyordu. Lokantacıya bunu sorduğumda omuz silkti. Adam otuz yıldır her akşam aynı saatte gelirmiş. “Ona küçüğünü veremem,” dedi. Farkı nereden karşıladığını sormadım. Önlüğünün cebi, cevabı vermeye yetecek kadar inceydi.
Bunca şeye rağmen hakkını teslim edelim: Böreğin hamuru hâlâ ince, mantarların kokusu yerinde. Sosun eski günlerine dönmesi içinse yalnızca iyi bir aşçı değil, biraz huzur gerekiyor.
Hesabı istediğimde bir kez daha şaşırdım. Börek küçülmüş ama fiyatı büyümüştü.
Ödeyip çıkarken arka masaya bir kez daha baktım. Örtüsü hâlâ seriliydi. Lokantacı her akşam yeniden seriyormuş.
“Gelirlerse diye,” dedi.
